OKULA GİTMEK İSTEMEYEN ÇOCUKLAR

Çocuğunuz okula gitmek istemiyor ve sürekli olarak çeşitli bahanelerle okula gitmemesi gerektiğini söylüyorsa çocukların kişilik özelliklerine bağlı olarak bu sorunun çeşitli nedenleri olabilir. Bu nedenler az önce de belirttiğim gibi çocuğunuzun kendine has özelliklerine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Bu nedenleri sıralarken çoğunlukla hangi tür çocukların ne tür bahaneler üretebileceğinden de bahsedeceğim. Okula gitmeme isteği öncelikli olarak okuldaki öğretmenleri ve idareciler ile yapılacak danışıklı bir çalışma ile ancak üstesinden gelinebilir. Bu nedenle ne kadar başarılı olursa olsun çocuğunuzun tüm öğretmenleri ile irtibatlı olmalısınız. İlk neden ile anlatımıma başlıyorum :

1- Çok sesli ve Her şeyi bildiğini sanan çocuk tipi: Çocuğunuz "Ben zaten bunları biliyorum. Okula gitmeme gerek yok. Bugün gitmesem olmaz mı?" bahanesini üretebilir. Okulun önemini vurgulamaya çabaladığınız her an, bağırarak, ayak direyerek, kapıları çarparak ve sizin okul yıllarında ne kadar başarısız ya da isteksiz olduğunuzu bahane ederek (bu kozu onlara hiçbir zaman vermeyin...) sizi geri püskürtmeye çalışırlar. Sonunda ortam tam bir kavga ve kaos ortamına döner. Böylelikle kavga veya laf dalaşı ile çözemeyeceğiniz bir sorun haline gelir. Çünkü çocuğunuz aranıza çoktan perdeyi çekmiştir artık. Ne yapılabilir?

----- Çocuğunuzla iletişiminiz yapmak zorundasın ile başlamasın. Çözüme yönelik kararlı cümlelerle anlatın. Böylelikle tartışmaya girmeyip size karşı haddini aşmasını da engellersiniz Ona her isteksizliğinde neden? diye sormayı unutmayın. Çocuklarınızdan aldığınız cevapları okulda öğretmenleri ile paylaşacağınızı çocuğunuz da bilsin. Nedenleri doğru ise ses çıkarmadan razı olacak yanlış ise paylaşmanızın doğru olmadığını söyleyecektir. Yanlış nedenler sıraladığına ikiniz de hemfikir olduğunuz an " Doğruyu söylemen gerekirdi. Senin gibi dürüst birine bu yakışırdı" gibi yüklemleri olumlu biten cümleler kullanmayı deneyin ve suçlayıcı olan "Neden yalan söyledin? Bunu sana hiç yakıştıramadım." benzeri cümlelerden sakının. İlkinde yönlendirmiş ikincisinde ise eleştirip aranızdaki bağları tamamen koparmış olursunuz ki sizi dinlemeye devam etmesini ve size güvenmesini engellemiş olursunuz. Ve konuşulanlardan yalanı ve doğrusuyla tüm konulardan mutlaka öğretmenini (lerini) de haberdar etmeyi sakın unutmayın... Bu şekilde kontrol sizde olacaktır ve bu isteksizliklerin, muhalefetlerin ve itaatsizliklerin daha kolay önüne geçebilirsiniz.

2- Uyuşukluğu alışkanlık haline getiren ya da uykuyu boş zaman etkinliği sanan çocuk tipi: Uyku ve uyuşukluğun tıbbi bazı rahatsızlıklardan kaynaklandığı da söylenmektedir. Fakat herhangi bir sağlık sorunu olmadan " Ateşim var sanırım? Başım yada karnım ağrıyor. " bahanelerini alışkanlık haline getirip boş zamanlarında uyuyan çocukların sorunları dikkatli ve istikrarlı çalışmalarla aşılabilir. Bu tip çocuklar zor gibi görünür ama hiç de öyle değildir. Kademeli ve yavaş yavaş uygulanacak adımlarla okula devamını sağlayabilir ve hatta başarısını artırabilirsiniz. Bağrışma ve kavga ortamına uyuşuklukları sebebiyle girmeyen bu çocuklarımız karşılarında kararlı, bilgili ve kendine güvenen yetişkinleri gördüklerinde uyum sağlamaya er ya da geç başlarlar. Uyuşuklukları nedeniyle süreç biraz yavaş ilerlese bile tabiri caizse sürekli aynı yere damlayan su kayaları bile deliyor. Ne yapılabilir?

------ Ne kadar bir plan ve programa uymayı kabul etmeyecek olsalar da günlük yapılan etkinliklerin bazılarını her gün aynı saatte aynı yerde yaptırmaya çalışın ve bu kararlılığınızdan asla vazgeçmeyin... Tüm etkinliklerini planlamak yerine ders çalışmaya başlama saati ve yeri ( burası özellikle kendi odası ve çalışma masası olmalı ), yemek saatleriniz, ya da kitap okuma saatiNİZ ( çocuklarla birlikte kitap okuyunuz...) gibi etkinliklerin yeri ve saati hiç değişmesin. Bu planını ne kadar kararlılıkla yaparsanız çocuğunuzun okula devamı ve motivasyonu o denli hızlı şekillenecektir.

Maddelere devam edeceğim. Ama şimdilik bahsedeceklerimi şu şekilde tamamlamak istiyorum:
Yetişkin olarak kendinizi devamlı güncelleyin. Okuyun, okutun ve yeni gelişmelerden haberdar olun. Sağlıklı bireyler yetiştirmek için sağlıklı ve bilgili annelere babalara ihtiyacımız var. Bilgi eksikliğinizi fark eden çocuklar bu acizliğinizi fark edecek ve sizi sonuna kadar kullanacaktır. Sağlam iradeli ve kararlı yetişkinlerin; geleceğinden emin, bilgiye istekli ve çevresindeki insanlara hoşgörülü çocukları olacaktır. Sevgi ile kalın. Emine Demir.

ERKEN GELEN OLGUNLUK...

Ne aceleniz vardır ki büyürsünüz hemen gül yüzlü çocuklar?
Mayası neşe olan çocukluğunuzu,
Hava su kadar değerli yaz mevsiminizi,
Gülücükler eksik olmayan çehrenizi,
Zorluklara aldırış etmeyen hayallerinizi,
Hayatın gerçeğinden uzak çizimlerinizi,
Tek derdinizin oyun oynamak olduğu yıllarınızı
Koşar adımlarla tüketmeyin...


Çocuklarımız çok küçük yaşlarda büyükler gibi davranmaya başladılar. Günümüzün bence en üzücü sorunlarından birisi de şen kahkahaları, güleç yüzleri ve masum soruları ile bizi neşelendiren ve geleceğimizi aydınlatan çocuklarımızın hayata çok erkenden atılmalarıdır. Bu sorunun fiziki bazı belirtileri vardır. Bu belirtiler uzmanlar tarafından belirlenmiş olup çocuklarında bu belirtileri gören ailelerin yapmaları gereken gayet açıktır. Uzmanlardan alınacak yardımlar görmezlikten gelinip kendi başına sorunun üstesinden gelmeye çalışan aileler de bulunmaktadır. Bu bir utanç değil rahatsızlıktır ve bir an önce önlem alınması gerekir.

Bir eğitimci olarak bu konu ile ilgili anılarımı aktarmak ve deneyimlerime bağlı olarak bazı tavsiyeler vermek istiyorum. Öğrenci ve velilerimin isimlerini değiştirerek aktaracağım anılarımdan payıma düşen dersler de var tabi ki...

Yıl 2009... Bir köy okulu öğretmeniydim. Kışın sobalı ve yazın pencereleri nerdeyse hiç kapanmayan sınıflarda eğitim - öğretim yapılmaya çalışılan küçük tek katlı bir okuldaydım. Burası bir ortaokuldu. Sınıf öğretmeni olduğum 7. sınıflardaki iri yapılı, kavruk yüzlü, elleri çatlak ve pantolonu sürekli tozlu olan yeşil gözlü bir erkek çocuğu okulun göz bebeği idi. O yaşında kimse söylemeden  okulda tüm sobaları nerdeyse kendi başına yakar veya yardıma koşardı, kavgaları ayırır üstüne üstlük edenlere de nasihat ederdi, mutlaka her söylenen söz konusunda mantıklı bir düşüncesi vardı. İsmine Adil diyelim. Yaşından beklenmedik ne varsa Adil'de toplanmıştı sanki. Adil fiziki olarak da erken büyümüştü zaten. Arkadaşları top peşinde, uçurtma peşinde, kuş uçurup oyuncaklardan konuşurken onun pek çok sorumluluğu vardı. 8 yaşında tarlada motor sürer, tırmıkla kuru ot temizlerdi. 9-10 yaşlarında evin çatısını onarması için babası ile damlarda gezen Adil utanıyordu oyun oynamaya. Çünkü o artık pek çok görevi olan bir ABİ idi. Öğretmen arkadaşlarımla geçmişte yaşadıklarını ve mevcut durumunu fark ettik. Babası ile konuşma çabalarımızın tümü babasının " Bizim buralarda böyle hocam. " sözüyle son bulmuştu. " Tarlada bana evde annesine kim yardım edecek. Hem erkenden büyüsünler işte. Hayatı anlasınlar. Ne kadar zormuş görsünler de daha sıkı ders çalışsınlar " gibi klasik cümlelerle kendine bahaneler sıralardı. Adil her işe koşardı. Her işi kendi isteğiyle yapıyor gibi görünüyordu.
Bir ara hiç istenmeden okulda ufak tamiratlara başladı. Öğrencilerimizi her gün yaptığımız gibi okulun yanından geçen küçük derenin kıyısında kitap okumaları için toparladık. Adil yoktu. Serin yağmurlu havalar yerini sıcak ve kuru havalara bırakıyordu. Öğrencilerimden biri gülümseyerek yanıma geldi ve dedi ki: "Hocam! Adil yine tamirata başladı. Sınıfın damına çıktı." dedi. Beynimden vurulmuşa döndüm. Başka bir öğretmen arkadaşımla beraber koşarak okulun arkasına gittik. Adil'in dama çıkmak için kullandığı merdiven duvara dayalı idi. Arkadaşım merdivenden tırmandı. Gördüğü manzara; Adil yine tozlu pantolonu ve elinde mala hatta birazda beton hazırlamış iş başında... Biraz da sinirli vaziyette arkadaşım Adil'i aşağıya indirdi ve çocuk mahcup bir şekilde: "Ama hocam dam akıyordu. Dayanamadım. Çıkıp tamir etmek istedim." dedi. Bu senin işin değil dedik ama kendine görev bilmişti. Böylesi sorumluluk aşığı bir çocuğa yaşına uygun telkinler verilmezse olacağı buydu. Endişelendim ama çocuğun fiziki yapısını fırsat bilerek ona yaşından büyük sorumluluklar yükleyen ailesi çok inatçıydı. Elden bir şey gelmezdi. Adil'i mezun ettim. Notları düşük de değildi. Sorumluluk sahibi bir çocuktu ve öğrenmeye hevesli idi. Şimdi ne durumda bilemem ama tayinim çıkmadan önce Adil'e söz kesildiğini duydum...
Acı ama gerçekti. Yaşından büyük sorumluluk verilip de erkenden yaşlanan genç nesil her türlü stres ile mücadele edecektir. Yaşına uygun sorumluluklar verilmeyen gençlerimiz de stres ile mücadele etmektedir. Verilen sorumluluklarda çocuklara sadece yönlendirme yapılmalı ama çocuğa tüm iş bırakılmamalıdır. Tam aksine verdiğiniz sorumluluk yaşına uygunsa elinden işi alıp kendiniz yapmamalısınız.
Bırakın yaşının gerektirdiği gibi yaşasınlar. Siz de yetişkin birey olarak sağlam durun ve çocuklarınızda esen fırtınalarda boğulmayın. Sorumlulukları konusunda yönlendirin ama görevlerini siz yapmayın. Doğru öğretmesi gereken yetişkinleri var iken bırakın onlar çocuk kalsınlar...

Anılarımı paylaşmaya devam edeceğim... Sevgiler. Emine Demir

Kişilik Bozuklukları kaç guruba ayrılır?

Kişilik bozuklukları 3 gruba ayrılır. Grup: Paranoid Kişilik Bozukluğu, Şizoid Kişilik Bozukluğu, Şizotipal Kişilik Bozukluğu''''ndan oluşan guruptur. Grup: Antisosyal Kişilik Bozukluğu, Borderline Kişilik Bozukluğu, Histeriyonik Kişilik Bozukluğu ve Narsistik Kişilik Bozukluğu''''ndan oluşan gruptur. Grup: Çekingen Kişilik Bozukluğu, Bağımlı Kişilik Bozukluğu ve Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğundan oluşan gruptur.
Kişilik bozuklukları genellikle hangi sebeplerle ilgilidir? Prof. Dr. Arif Verimli: Kişilik bozuklukları şu sebeplerle ilgilidir: - Çocuklukta oluşan ve yerleşen mizaç unsurları - Merkezi sinir sistemi bozuklukları - Anne ve babanın çocuk yetiştirirken sergiledikleri tutum - Kültürel faktörler - Fiziksel çevre - Beyin hastalıkları - Biyolojik Faktörler - Psikoanalitik Faktörler (Bilinçaltı faktörler)
Paranoid Kişilik Bozukluğu nasıl bir kişilik bozukluğudur? Ortada tam ve geçerli bir kanıt bulunmaksızın, herhangi bir gerçekçi temel bulunmaksızın, kişinin aldatıldığından, takip edildiğinden, kullanıldığından, kendisine zarar verildiğinden veya zarar verilmek istediğinden aşırı derece kuşkulanması olarak tanımlanabilir. Çevresindekilerin samimiyetinden, bağlılığından ve güvenilirliğinden emin değildir. Sıradan olay ve durumlardan kendisine karşı bir aşağılanma, küçük düşürülme veya gözdağı verilmesi gibi anlamlar çıkarır. Sürekli kin besler. Görmezden gelinmeyi bağışlamaz. Yeterli ve gerçek bir kanıt olmaksızın eşinin/partnerinin sadakatinden sürekli şüpheler duyar. Karşısındakinin sözlerinden kendince anlamlar çıkararak hiçbir sebep yokken öfkeyle saldırıya geçebilir. Bu kişiler patolojik olarak kıskançtırlar. Güvensiz, şüpheci, tedirgin ve gergindirler. Genellikle soğuk ve ciddidirler.
Paranoid Kişilik Bozukluğu nasıl tedavi edilir? Genellikle bütün kişilik bozukluklarının tedavisinde kullanılan en temel ve birincil yöntem Psikoterapidir. Farmakoterapi (İlaç tedavisi) ikincil tedavi olarak yararlıdır.
Paranoid hastalar başkalarına karşı çok güvensiz olduğundan sır vermekten inanılmaz çekinirler. Bu sebeple terapide güvenlerini sağlamak çok önemlidir. Grup terapisi paranoid bozuklukta uygun değildir. Bireysel görüşmeler şeklinde uygulanan profesyonel psikoterapiler başarılı sonuçlar verir. Psikoterapiye ilaç tedavisi ile destek verilerek tedavi devam ettirilir.
Şizoid Kişilik Bozukluğu nasıl tanımlanabilir? Şizoid Kişilik Bozukluğu teşhisi, yaşam boyunca sosyal çekingenlik gösteren hastalara konur. İnsan ilişkilerinde donuk, kısıtlı, içe dönük, tuhaf, kapalı, izole ve yalnızdırlar. Yakın ilişkilere girmez ve girmekten zevk almazlar. Genellikle gün boyu tek bir konuya odaklanır ve o konuya takılarak başka hiçbir etkinliğe katılmaz. Sırdaşları ve arkadaşları yoktur. Cinsel etkinlikleri ya hiç yok ya da çok azdır. Ne övülmekten ne yerilmekten etkilenmez. Duygusal tepkisizlik, soğukluk, ilgisizlik, tekdüze duygulanım, yaşamdan kopukluk hakimdir. Sessiz, uzak, güncellikten habersiz, kimseyle yarışmayan, pasif kişilerdir. Hiç evlenmeyebilirler. Kendileriyle ilgili projelerden çok, evren, din, felsefe, açlık, astronomi, zooloji... Gibi konularda tuhaf projeler üretirler.
Şizoid Kişilik Bozukluğu nasıl tedavi edilir? Prof. Dr. Arif Verimli: Şizoid Kişilik bozukluğunun temeli erken çocukluk dönemidir. Genellikle tedavisi Paranoid Kişilik Bozukluğuyla aynıdır. Ancak Şizoid Kişilik bozukluğunda Grup terapisi de kullanılabilir. Gruba alışınca grup arkadaşlarını önemser ve izolasyondan uzaklaşabilir.
Şizotipal Kişilik Bozukluğu nasıl bir kişilik bozukluğudur? Hastalar aşırı derecede tuhaf ve gerçekliğe yabancılaşmışlardır. Büyüsel inanış ve düşünceler, garip fikirler, batıl inançlara tutulma, gaipten sesler ve kişilerle görüşmeler ve mesajlar aldığına inanma, telepati ve altıncı his saplantısı, imkansız düşler kurarak bunlar üzerinde sürekli düşünme şeklinde tanımlanabilir. Kişinin duygu, düşünce ve davranışlar birbirinden bağımsızlaşarak savrulur. Düşünsel ve içsel özel güçlerinin olduğuna inanırlar. Konuşmaları net değildir ve yorum gerektirir. Yakın ilişkilere girerken rahatsızlık duyma veya zorlanma ortaya çıkar. Kişilerarası ilişkileri bozulur. Bilişsel algıları çarpıklaşır. Arkaik (ilkel) fikirler öne sürer. Derin dünya, derin evren kavramlarını irdeler.
Şizotipal Bozukluğun tedavisiyle ilgili bilgi verebilir misiniz? Psikoterapide Psikiyatrist hastanın akıldışı ve sıra dışı inanışlarını, büyü ve benzeri saplantılarını, batıl inançlarını gülünç bulmamalı ve yargılayıcı olmamalıdır. Ancak bu şekilde hasta kazanılabilir. Zaman içerisinde terapiye uyumlandırılan hasta gerçeklerle tanışır. Edindiği inanışları terk eder. İlaç tedavide etkin ve yardımcıdır.
Paranoid, Şizoid ve Şizotipal Kişilik Bozukluklarının toplumlarda görülme oranı nedir? Kadın ve erkeklerde görülme oranı farklı mıdır? Paranoid Kişilik Bozukluğunun toplumlarda görülme oranı % 2''''dir. Paranoid Bozukluk erkeklerde kadınlarda oranla daha fazla görülmektedir. Ailevi temelleri bulunmaktadır. Yapılan bir araştırma azınlıklar ve göçmenler üzerinde daha yaygın olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Şizoid Kişilik Bozukluğunun yaygınlığı tam olarak bilinmemekle birlikte genel popülasyonun % 7''''sini etkilediği söylenebilir. Erkeklerde 2 kat oranla daha fazladır. Şizotipal Kişilik Bozukluğu görülme oranı % 3''''tür. Kadın ve erkek arasındaki oransal fark bilinmemektedir.
Antisosyal Kişilik Bozukluğunun ayırıcı tanı ölçütleri nelerdir? Antisosyal Kişilik Bozukluğu nasıl tarif edilebilir? Antisosyal Kişilik Bozukluğu, halk arasında "psikopat" diye tarif edilen kişilerin gösterdikleri davranış bozukluklarıyla tanımlanabilen bir kişilik bozukluğudur. Bir bireyin 15 yaşından itibaren sürdürdüğü, başkalarının haklarını yok sayma ve başkalarının haklarına saldırma şeklinde gelişen kişilik bozukluğudur. Suça ve tutuklanmaya yönelik davranışları devam ettirme, yasalara ve toplum kurallarına başkaldırı, zevk için veya kendi çıkarı için huzur bozma, saldırganlık, sorumsuzluk, vicdan duygusunun yokluğu, yetersizliği, başkalarına zarar vererek zevk aldığında dahi kendini haklı çıkaracak bir model oluşturma şeklinde gelişen bir bozukluktur. Bu kişiler gergin, huzursuz, öfkeli, umursamaz, acımasız, bencil ve sadistiktik. Başkalarına zarar verdikleri gibi kendi bedenlerine de kesici ve delici aletlerle izler bırakırlar. Alkol ve madde kullanımı bu grupta yüksektir.
Borderline Kişilik Bozukluğu için tanı ölçütleri nelerdir? Benlik algısı ve duygulanımda tutarsızlık, belirgin dürtüsellik, otomatik ve ölçüsüz çabalar gösterme, bir şeyi ve ya kişiyi gözünde aşırı büyütme ve göklere çıkarma ve yerin dibine batırma tarzında gidip gelen tutarsız kişilerarası ilişkiler, para harcama, cinsellik, madde kullanımı ve çılgınca araba kullanma gibi sonu zarar veren dürtülerin en az ikisini şiddetle yapma, yineleyen intihar davranışları, çevresindekilere kendini öldürmekle ilgili gözdağı verme, boşlukta olma, öfke, hırçınlık, kavgacılık, hiddet ve kimi zaman paranoid düşünceler taşıyan kişiler için borderline diyebiliriz.
Antisosyal Kişilik Bozukluğu ve Borderline Kişilik Bozukluğu arasındaki fark nedir? Borderline en basit anlatımla kadının antisosyalidir. Çünkü kadınlarda erkeklerden 3 kat daha fazla görülür. Bu iki kişilik bozukluğu birbirlerine çok benzer ayırt etmek zordur. Antisosyal Kişilik Bozukluğu ise erkeklerde 3 kat daha fazla görülür.
Narsistik Kişilik Bozukluğu nasıl bir kişilik bozukluğudur? Hasta kendisinin çok önemli olduğu duygusunu taşımaktadır. Başarılarını ve özelliklerini anlatır, üstünlük duygusu, grandiyözite, empati kuramama, kendini diğer insanlardan daha üstün ve özel görme, başarı, zeka, akıl, üstünlük gibi konulara kafa yorma, kendini çok sevme, kendine göre, kendi için ve kendi yararına düşünen, kıskanç, kendi çıkarları için başkalarını kullanan, aşırı bencil ve benmerkezci, özel ve eşi benzeri bulunmaz birisi olduğunu savunan, beğenilmek için her şeyi sergileyen, üstün kişi ve kurumlarla ilişkiler kurmayı hak ettiğini savunan kişilerdir. Sevgi, saygı, empati, anlayış ve duygusallık hayatlarında pek yer kaplamaz. Bu bozukluğun yapısı kronik olup tedavisi son derece zordur. Psikiyatristin telkinlerine yatkın değillerdir. Çünkü bir başkasının doğrusunu kabul etmeyi güçsüzlük sayarlar. Tedavisi oldukça güçtür. Bu kişiler aslında yapılarından pek de mutsuz değillerdir. Ancak çevresindekiler için son derece zor bir yapıları vardır.
Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğunun tanı kriterleri nelerdir? Hastalar, yapılan iş ve ya etkinliğin geneline ve asıl amacına değil ayrıntılarına takılırlar. Aşırı derecede katı, sabit, kuralcı, değişmez, düzenli ve rahatsız edecek derecede titizdirler. Kurallar, listeler, sıralamalar, ayrıntılar hayatlarını yönlendirir. Cimri, mükemmeliyetçi, katı ölçü ve sınırlarda yaşayan, belli hareketleri belli zamanlarda ve belli şekilde asla şaşmaksızın yapar, yapmadıkları zaman rahatsız olur ve ya bu durumu uğursuz bulurlar. Eski ve değersiz şeyleri dahi atmazlar. Resmidirler ve mizah duyarlılıkları yoktur. Onlara göre hayat ya siyah ya beyazdır. Tekrarcıdırlar, kurallarının bozulmasında toleransları yoktur. Eleştiricidirler. Titizlikleri günde 35 - 40 kere el yıkamaya gidecek kadar rahatsız edicidir.
Obsesif-Kompulsif Kişilik Bozukluğu nasıl bir tedaviyle düzeltilebilir? Hastalık kişiyi ve yakınlarını mutsuz edecek, yaşamı zorlaştıracak ve keyifsizleştirecek hale geldiğinde hasta tedavi almayı genellikle kendisi talep eder ve psikoterapi süreci içerisinde de son derece uyumludur. Anksiyete ve paniği yüksek hastalarda ilaç tedavisi destekleyicidir.
Çekingen Kişilik Bozukluğu nasıl tarif edilebilir? Hastalar eleştirilmekten, beğenilmemekten yoğun bir korku duyduğu için kişilerarası ilişkilerden kaçınırlar. Kendisini yetersiz bulan, tercih edilmeyen, çekiciliği olmayan, herhangi bir özelliği olmayan, yeteneksiz, beceriksiz olarak tanımlarlar. Yeni birisiyle tanıştıklarında hemen ketlenirler. Mahçup düşme korkuları çok yoğundur. Yalnız kalmayı tercih eder ve sevildiğinden emin olmadıkça asla kişiler arası ilişkilere yanaşmazlar.
Bütün bu kişilik bozukluklarına eklenebilecek başka türlü kişilik bozuklukları da var mıdır? Elbette. Kişilik Bozuklukları son derece geniş ve son derece önemli bir konudur. Kişilik Bozuklukları kavramı psikiyatrinin en önemli araştırma alanlarından biridir. Bilim ve araştırmalar ilerledikçe yeni tanımlanan kişilik bozuklukları alanımıza katılmaktadır. Benim şu ana kadar anlattığım kişilik bozukluklarına eklemek istediğim bir iki tane kişilik bozuklukları var. Bunları da kısaca şöyle anlatabiliriz:
Bağımlı Kişilik Bozukluğu; Bu kişiler başkalarından destek ve öğüt almadan karar veremez, adım atamaz ve iş yapamazlar. Kendilerini yetersiz, ayakları üzerinde duramayacak, kendi bakımlarını sağlayamayacak kadar yetersiz hisseder ve başkalarının bakım ve desteğini alabilmek için her türlü şeyi yapabilecek kadar ileriye gidebilirler.
Pasif-Agresif Kişilik Bozukluğu; Bu kişiler rutin sosyal ve mesleki işlerini yürütürken pasif bir direnç gösterir ve işleri bilerek ağırdan alırlar. Çünkü onlara göre, eğer başkaları önlerini kapamasaydı daha başarılı olurlardı. Her zaman takdir edilmemekten ve yanlış anlaşılmaktan yakınırlar. Kişisel şanssızlıklarını abartılı biçimde dile getirirler, mutsuz, huysuz, gücenmiş ve tartışmacıdır. Otoriteyi küçük görür ve otoritenin kendisine yaptığı eleştirileri mantıksız bulur.
Sadomazoistik Kişilik Bozukluğu; Bu kişilerde sadizm(başkalarına acı vermekten zevk alma) ve mazoizm(kendisine acı vermekten zevk alma) aynı anda görülür. Kendilerine ve başkalarına ve başka canlılara zarar vermekten, işkence yapmaktan acı vermekten inanılmaz zevk alır ve cinsel doyuma ulaşırlar. Karmaşık, kompleks, son derece zor tedavi edilebilen vicdan duygusunun yok olduğu, insanlık ve doğruluğun ve insan haklarının muhakeme edilmediği bir kişilik bozukluğudur. Başkalarıyla alay etmekten ve küçük düşürmekten de zevk aldıkları gibi kendileriyle de sert, kaba, küçük düşürürcesine konuşulması hoşlarına gider.

Televizyonun Çocuklar Üzerindeki Etkisini Anlatan Anlamlı Bir Hikaye


FİLM GİBİ RÜYALAR
Bir sınıf öğretmeni, çocukların uykuları üzerine bir araştırma yapıyordu. Rüya görmenin insan ruhunu ne kadar rahatlattığını ve onlar için ne kadar gerekli olduğunu belirttikten sonra:
- Söyleyin bakalım! dedi. Bu gece ne gördünüz?
Çocuklar, tek tek el kaldırarak rüyalarını anlatmaya başladılar. O haftaki rüyaların birçoğu, üç gün önce meydana gelen korkunç tren kazası ile ilgiliydi. Bir de cinnet geçiren bir emeklinin, karısı ve çocuklarını yol ortasında bıçaklaması ile ilgili…
Öğretmen, arka sıralarda oturan bir öğrencinin el kaldırmadığını görünce, ona doğru yaklaşıp:
- Hayrola arkadaş? dedi. Yoksa sen hiç rüya görmüyor musun?
Küçük çocuk, yanakları pembeleşirken:
- Elbette görüyorum! diye gülümsedi. Ama benim rüyalarım çok farklı.
- O zaman, gördüğünü anlat! dedi öğretmen. Aynı şeyleri görmen gerekmiyor.
Küçük çocuk:
- Ben, dedemle gittiğim balık avını gördüm dedi. Köyümüzü yakın olan deredeydik ve koca bir balık tutarak eve götürdük, dedi.
Öğretmen yaptığı çalışmayı, bir sonraki dersinde de sürdürdü. O hafta görülen rüyaların büyük bir çoğunluğunda, petrol zengini bir ülkenin bombalanması sırasında ölen yüzlerce çocuk vardı. Diğer rüyalar ise, meşhur bir şarkıcının ayağından vurulması ve iş adamlarından birinin kaçırılması ile ilgiliydi.
Öğretmen, arka sıradaki öğrencinin bu sefer de el kaldırmadığını görerek yanına gitti ve ona ne rüya gördüğünü sordu.
Küçük çocuk, dışarıdaki karlı dağlara bakıp:
- Geçen hafta birçok kuzumuz doğdu. Rüyamda onları, dağın yamacındaki pınara götürmüştüm. Bu arada çiçeklerle konuşup, gökyüzündeki kuşlarla yarıştım. Onlar gibi uçuyordum havada…dedi.
Öğretmen, araştırmasını biraz derinleştirdiğinde, çocuğun diğer kardeşlerinin de aynı türde rüyalar gördüğünü öğrendi. Hatta dedesi bile, onlar gibiydi.
Sonunda merak edip:
- Hep bu türden rüyaları görmemiz çok harika!.. Sanki birer film her biri. Yoksa bunun için bir formül mü var? diye sordum.
Küçük çocuk:
Bilmiyorum öğretmenim! diye gülümsedi. Televizyon alamayacak kadar fakir olduğumuz için, Allah bize bu filmleri gösteriyor olmalı.

ÖFKE NÖBETLERİ

Birçok anne mümkün olduğunda en iyi çözümün öfke nö­betlerine karşı kayıtsız kalmak olduğunu bilir, çünkü bir izle­yici yoksa bunu yapmaya da gerek yoktur. Ancak, buradaki önemli nokta çocuğu görmezden gelmek değildir. Çok sert standartları zorlayıp zorlayamayacaklarını veya çok fazla beklentiye girip giremeyeceklerini anlamaya çalışıyorlardır. Patlama noktalarından uzak durmaya çalışın: Çocuğunuzu aşırı yorgunluk ve üzüntüden sakının. İşe yaramayacak bir oyuncakla yardımcı olmaya çalışın, kısa bir dinlenme için ıs­rar edin ya da biraz abur-cubur verin; bu üç yoldan herhan­gi birinin işe yaradığını göreceksiniz.
Şiddetli Patlamalarla Başa Çıkmak
* Çocuğunuzun canının istediği bir yerde bağırmasına izin verin (eğer köy ya da kasabada yaşıyorsanız belki dışarı­da). Herkesin zaman zaman içindeki baskıyı boşaltma ih­tiyacı olur.
Eğer patlamanın nedeni sizin eğitiminizse, çocuğa kura­lın hâlâ durduğunu kesin bir şekilde ifade edin ve sonra da çocuğa aldırmayın.
Beklenmedik ya da aptalca bir şey söyleyerek veya yapa­rak çocuğu oyalayın. Kendi alaycı patlamanızı bile sergi­leyebilirsiniz. Ya da başka bir dikkat çekici olarak hızlı bir şekilde ışığı kapayıp açın. Bazı anne babalar (eğer bunu öfke veya düşmanlık hissetmeden ya­pabilirseniz) gerçek bir dramatik du­rum yaratmak için bir bardak suyu ya­vaşça çocuğun başından aşağı dökme­yi tavsiye etmektedirler! (Yalnızca mutfak ya da banyodaysanız bunu yapmanız gerektiği hatırlatılır.)
Çocuğunuzu kaldırın, nazik ve komik bir havayla "çılgınları" sarsın.
Gözden kaybolun! Eğer başka bir oda­ da olursanız, daha iyi hissedersiniz ve patlamalar da büyük ihtimalle daha kı­sa ömürlü olur. Eğer çocuk yanınıza gelirse, tekrar yer değiştirin.
* Çocuğunuza odasına gitmesini ve ka­yıp "mutlu yüz' geri gelene kadar orada kalmasını söyleyin.
Çocuğun yüzüne üfleyerek, bir miktar su çarparak ya da soğuk bir bez uygulayarak patlama esnasında nefes dü­zenini değiştirmeye çalışın. Eğer bu çocuğunuz siyanotik (kandaki oksijen eksikliğinden tenin renginin maviye çal­ması ya da morarması) hale gelinceye kadar devam eder­se paniğe kapılmayın. Çocuk bayılırsa, nefes kendiliğin­den normale döner.
Bir öfke patlaması evden uzaktayken ortaya çıkarsa, ço­cuğunuzu sakince arabaya ya da sakin bir odaya götü­rün. Patlama yatıştığında, işinize geri dönün. Eğer ayrılamazsanız, öfkenin devam etmesine izin verin ve dişlerini­zi sıkın. Birçok yetişkin muhtemelen ufakların patlamala­rına kapılmışlardır.
Uygunsuz Davranışları Karşılamak
* Eğer gürültü yapıyorsa fısıldayın, çocuğunuz sizi dinle­mek için durabilir.
* Bir saat kurun ve çocuğunuza alarm çaldığında davranışı­nın bitmesini istediğinizi söyleyin. Ya da çocuğun ne ka­dar devam edeceğinizi bildiğinden emin olarak yüksek sesle saymaya başlayın ve sürenin sonunda bir şey yap­maya hazır olun; boş tehditler işe yaramaz.
Süren hareketi durdurma işareti olarak aile içinde dai­ma kullanılan komik bir büyülü kelime söyleyin ("Un-gavah!"). Bu kelimeyi bazen, karşıdan karşıya geçmek gibi olumlu ortamlarda da kullanmayı unutmayın ve size karşı kullanılmasına da hazırlıklı olun.
Yanlış davranış durduğunda iyi duygu ve kontrolü için çocuğunuzu kutlayın.
Çocuk uygunsuz davrandığında kalması gereken bir san­dalye veya özel bir "dışarı" mekanı seçin ve üç-beş daki­kalık saat kurun. (Bu tip durumlarda başlıca kural çocuğun her yaşı için bir dakika kalmasıdır; dört yaşında bir çocuk dört dakika kalmalıdır.) Bu yalnızca davranışı dur­durmaz, aynı zamanda önleyemediği duygunun etkisin­den kurtulmasını da sağlar. Dışarı zamanları bittiğinde çocuğunuzun dikkatini ve enerjisini olumlu bir aktiviteye yönlendirmeye hazır olun.
Öfkeli Bir Çocuğu Sakinleştirmek
* Küçük bir çocuğu sıkıca kucaklayın; sallayın ve şarkı söy­leyin. Sevginizi giderek büyüyen formlarda ifade edin: "Sana olan sevgim bir çiçek kadar büyük... bir çay finca­nı kadar büyük... bir çalı kadar büyük." gibi çocuğunu­zun giderek daha büyük şeyler düşünmesini sağlamaya çalışın.
Kulağına fısıldayın. Bağırışlar genellikle kesilir ve fısılda­mak için gerçekten iyi bir şey bulursanız çocuğun tavrı değişebilir.
Çocuğunuza içeride bir gülümseme olduğunu ve dışarı çıkmazsa kıkırdamaya dönüşeceğini söyleyin. Genellikle dönüşür. Ya da çocuğunuza abartılı mimikler yapın ve "Gülme!" deyin. (Tabi ki bu, öfkeyi etkisiz hale getirir, sorun bittikten sonra çocuğunuzla konuşun.)
* Soruna neden olan oyuncak ya da mobilyayı azarlayın. Çocuğunuz muhtemelen gülmeye başlayacaktır.
* İşler yolundayken çocuğunuza öpücükler gönderin ve sevgi mimikleri yapın; nöbet geldiğindeyse, tıpkı sizin ona daha önce gösterdiğiniz şimdi de onun size sevgi gös­termesini isteyin. Bu isteğiniz, çocuğunuza bir sıcaklık hissi ve sakinleşme fırsatı verir, böylece neden sinirlendi­ğini konuşabilirsiniz.
Çocuğun Öfkesini Kusmasına Yardım Etmek
* Çocuklar, yetişkinler gibi öfkelerini tutmak zorunda de­ğillerdir. Açıklamasını sağlayacak kelimeler kullanmaya teşvik ederek ve anladığınızı göstererek çocuğunuzla öf­ke hakkında konuşabilirsiniz. Ancak fiziksel bir eylem yapmanın çocuğu diğer şeylerden daha fazla rahatlatabi­leceğin! unutmayın.
Dışarıda koşarak, büyük bir oyun hamurunu yumruklaya­rak veya sopayla bir ağaca vurarak çocuğunuzu öfkesini fiziksel şekilde kusmaya teşvik edin.
Çocuğa yüksek, kızgın bir sesle beşe kadar saymayı, bir müzik enstrümanında öfkeli bir şarkı çalmayı veya öfke­li bir biçimde dansetmeyi öğretin.
Çocuğunuzla birlikte yüksek sesle bir şey haykırın ve se­siniz giderek düşsün... düşsün... sessizlik olana kadar.
Öfkeli bir çocuğa öfkeyi gösteren şeyler çizmesini söyle­yin; onları rahatlatmak için yaratıcı bir yöntem.
* Bir Öfke Taşı yaparak çocuğunuzun öfkesiyle başa çık­masına yardım edin. Dışarıdan birlikte bir taş alın, boyayın ve sonrasında çocuğunuz öfkelendiğinde onu sıksın. Taşı uygun bir yerde saklayın.

KARDEŞ REKABETİ

Kardeş rekabetinin önüne geçmek için tek emin yol, tek çocuk sahibi olmaktır; kardeşler arasında belli bir yere ka­dar rekabet, kıskançlık ve söz dalaşı normaldir. Kimsenin nefret ve kazanma hırsı gibi belli duyguları durdurabilmesi mümkün değildir. Sevdiğiniz birinden hoşlanmadığınız za­manlar olabileceğini bilerek büyümek gerçekçi ve sağlıklıdır. Çok fazla kavga, ebeveynleri kesin olarak işe karışmaya zorlayana kadar çocukların sorunlarını kendi aralarında çöz­melerine izin vermek genellikle en iyisidir. Ama güvenlik adına ve artık kavgalara dayanamayacak hale gelip işe ka­rışmanız gereken zamanlar elbette ki olacaktır!
Adalet Adalettir
Çocuklarınızın kendi adlarına haklı olduklarından emin olun. Kendi iyelikleri hakkında güvenlik ve suç özgürlüğü yoksa, paylaşmak onlar için çok zordur. Eğer istiyorlarsapaylaşmamalarına izin verin.
Bir çocuğu "bencillik"le suçlamayın ya da paylaşmama isteğine karsı durmayın. Kendinizi paylaşacağınız bir nokta oluşturun ve çocukların bunu yaptığınızı gördükle­rinden emin olun.
Paylaşmak istemeyen bir çocuğa; "Sen işini bitirdiğinde, Dan alabilir." deyin. Bu çocuğa birinin beklediğini bildirir ama oyuncağını hemen verme sıkıntısını da ortadan kal­dırır.
Ya da oyuncakları değiştirme zamanı geldiğini belirten bir saat kurun.
Adalet konusunda tartışıyorlarsa, bir çocuk keki kessin ya da portakal dilimlerini bölsün, diğer çocuk da ilk par­çayı alsın.
Her çocuğa belli kararları verebileceği, mönüleri seçebi­leceği, Her şeyde ilk olabileceği özel gün ya da günler ta­yin edin (pazartesi, çarşamba, cuma gibi).
Örtü, kürek ve top gibi şeyleri her çocuğa belli renklerde işaretleyerek ve yenilerini satın aldığınızda da aynı tipleri seçerek kavgaları ortadan kaldırın.
Çocuklar tarafından paylaşılan odayı bir kütüphaneyle ve ortak dolabı da yarısını bir renge, diğer yarısını başka renge boyayarak bölün.
Eğer işler giderek kızışırsa, çocukların kavga ettiklerini yazan bir levhayı onların bulunduğu yere asın ve durduk­larında en kısa sürede tekrar kaldırın.
Adımları Değiştirmek
Çocukların sesleri yükselmeye başladığında yeni bir konu önerin. Can sıkıntısı da sık sık kavgaya neden olur.
Büyük çocuğun küçüğe saldırdığını gördüğünüzde onu oyalamaya çalışın: "Çabuk, sana ihtiyacım var! Lütfen gel ve bana yardım et."
Birinin şikayetini diğerine şarkıyla anlatmasını isteyerek ağız dalaşını bitirin.
* Sorunu çözmek için çocukların kendi fikirlerini sorun. Birbirleriyle uzlaşabilecekleri özel yollar bulmalarını sağ­layın. Fikirler işe yaramasa bile, çocuklar başka bir eyle­me yönlendirilmiş olurlar.
* Yapabiliyorsanız dışarı çıkın ya da en azından banyoyu sığınak olarak düşünün. Şiddetli patlamalar gibi kavgalar da izleyici olmadığında genellikle kısa sürede dururlar.
Seçenekler Tükendiğinde
Kavga eden iki çocuğu odanın farklı köşelerine yollayın ve yüzleri birbirlerine dönük oturtun. Birbirlerinin kalk­malarına izin verene kadar oturmak zorunda olduklarını söyleyin. Görüşmeler genellikle barışa götürür.
Ya da çocuklara birbirlerinin beşer güzel özelliğini ya da hareketini söylemelerini isteyin. Karşılıklı komplimanlar genellikle savaşı bitirir.
Tartışmaya neden olan nesneyi alarak veya çocukları ayırarak uzlaşmaya zorlayın.

SALDIRGAN DAVRANISLARI NASIL ÖNLEYEBİLİRİZ?


  • Her şeyden önce ana-baba çocuğa saldırganlık modeli olmamalıdır.(Evde dayak yiyen bir çocuk varsa kardeşini dövüyor. Kardeşi yoksa okulda en ufak bir sorunda arkadaşına vuruyor. Ya da hayvanlara eziyet ediyor.) Çünkü dayak herkes için olumsuz duygular yaratır.

  • Çok fazla saldırgan davranışlara tolerans gösterilmemelidir. Çocuğun istekleri bu tip davranışlar yapınca yerine getiriliyorsa, çocuk isteklerini yaptırmada araç olarak görmeye başlar. Bu yolla istekleri yerine getirilmemelidir. Saldırgan davranışlar ödüllendirilmemeli ve onun bu davranışının istenmeyen bir davranış olduğu hemen gösterilmelidir.

  • Saldırgan davranışlar kesinlikle dayakla cezalandırılmamalıdır. Ana-babanın ilgisi, sevgisi azaldığında ve fiziksel cezalar uzun süre devam ettiğinde, çocukta saldırgan, asi, sorumsuz davranışlar gelişir. Saldırgan davranışlar ortaya çıktığında, yetişkinler sakın davranmalı, anormal duygusal tepkiler yerine ben dilini kullanmalıdır.(Böyle davrandığın için üzüldüm) Dayak saldırgan davranışın hemen bitiminde uygulandığı zaman, onun hemen kesilmesini sağlayabilir ancak, çocukta düşmanca duygular geliştirir.

  • Çocuk gergin ve sinirliyken onunla tartışmamalı, sakinleşmesini beklemeli ve daha sonra davranışı ile ilgili konuşulmalıdır.

  • Çocuğa sosyal olgunluğuna uygun çeşitli sorumluluklar verilmeli, başarabileceği kadarıyla birçok şeyleri başlatıp, bitirmesi sağlanmalıdır. Çocuk başarma duygusunu yaşamalıdır.

  • Çocuğa bu davranışın dezavantajları gösterilmelidir. Saldırgan davranışları ile isteklerini elde edemeyeceğini, istediği şeyleri kaybettiğini görmeli ve yaşamalıdır.

  • Olumlu davranışı pekiştirme: Ana-baba ve diğer yetişkinler çocuğun olumlu davranışını görüp, olumsuz davranışı görmezlikten gelmelidir. Çocuk bu davranışı yapmadığında sözel olarak ödüllendirilmelidir. Ör:10dk. Kavga etmeden ve bağırmadan oynadığında bu sözel olarak ödüllendirme.

  • Çocuğun dışarıda oynamasına izin verme, bu çocuğun gerilimini azaltır ve enerjisini boşaltma imkanı sağlar.

  • Saldırgan davranış diğer çocukların güvenliğini ciddi bir Şekilde tehdit etmedikçe bu davranışın üstünde durmamak gerekir.

  • Kendi kendine konuşma: Çorcuk oldukça dürtüsel davranıyorsa ve onun bu yönünü kontrol etmede güçlük yaşanıyorsa; çocuğa başkalarına vuracağı zaman, kendi kendini engelleyici cümleler söylemesi öğretilebilir. Ör:10'na kadar say ve ona vurma gibi.

  • Çocuk saldırgan modellerle karşı karşıya getirilmemelidir. TV.deki Şiddet içeren programları seyretmesi engellenmelidir.Eğer kesinlikle engel olunamıyorsa, ana-baba çocukla birlikte seyrederek Şiddetin sonuçlarını tartışabilirler. Ayrıca bu Şiddet filmlerinin gerçek yaşamın modeli değil, kurmaca olduğu Çocuğa anlatılabilir.

  • Kızgınlıktan kurtulmak için alternatifler bulunabilir. Yumruklanabilen kil, çakılabilen çiviler, resim çizme, boyama çocuğun kızgınlık duygularını kontrol altına almayı sağlayabilir. Ayrıca futbol, basketbol gibi sporlar kabul gören çıkış yollarıdır.

  • Her yaş ve dönemde çocuğun temel ihtiyaçları zamanında yerine getirilmelidir.

  • Bu çocukların özellikle baba ile daha çok birlikte olması sağlanmalıdır.

  • Anne-babalar bu çocuklarla iletişim kurarken ben dilini kullanmalıdır. Ör: Böyle kavga ettiğin zaman rahatsız oluyorum, üzülüyorum gibi. Kişiler duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını davranış anında dile getirmelidir.